HİLAFET ÇAĞRISI YAPAN İMAM HAKKINDA

Son günlerde kamuoyunda, Ankara Melike Hatun Camii İmam Hatibi H.K’nın Bursa’da bir camide verdiği vaazda hilafet çağrısı yaptığı iddiasıyla hedef göstermeler gündeme gelmiştir. Hatta Diyanet imamı olan H.K hakkında Bursa Barosu tarafından TCK md 216,217,313 gibi maddeler atfıyla suç duyurusunda bulunulmuştur.
Bir Ortadoğu ülkesi olan Türkiye’de, bir cami minberinde geleneksel İslâm hilafet anlayışını içeren bazı teo-politik söylemlerde bulunulması, bizlere Türk basınının, Türk hukukçuluğunun ve avukatlık meslek örgütü olan baroların düştüğü durumu da acı bir şekilde göstermiştir.
Bilindiği gibi hilafet, klasik İslâm siyaset teorisinde belirleyici bir zemin oluşturmakta ve müslümanlar açısından asırlardır kendisine değer atfedilen bir politik yol olmak suretiyle birçok İslâmî grup ve figür tarafından savunulmaktadır.
İmam H.K olayı da, ne yazık ki ve yeniden bizlere, her şeyden önce baroların hukuk yoluyla siyaset yapmak suretiyle çok hızlı bir şekilde mevzuatı araçsallaştırabildiğini göstermiştir. ”Hilafet çağrısının hukuk içerisinde, demokratik ve barışçıl yöntemlerle gerçekleşmesinin mümkün olmadığı” sözde hukuksal ve fakat politik değerlendirmeleriyle, bazı söylemleri halkı silahlı olarak maddi bir fiile kışkırtma sureriyle devlet otoritesini yok etme amacı içeren Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik suçu(TCK md 313) niteliğinde görmek, Ortadoğu’da yaşanan iki yüzlü özgürlükçülük pratikleri açısından manidardır.
Yine bazı teo-politik söylemlerden bilhassa ifade özgürlüğü ile gerilimli içerikte olan, kurumsallaşmış siyasi iktidar tarafından sıklıkla istismar edilen TCK md 216-217 gibi maddelere atıfla ”suç” üretmek, çağdaş hukuk mantığına sığmamaktadır. Mezkur suçlar ”somut tehlike suçu” olmalarına rağmen ve de bu tarz teo-politik söylemlerle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkmadığı ortada iken, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama, kanunlara uymamaya tahrik, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silâhlı isyan gibi suçların oluştuğunu iddia etmek ceza hukukunun temel ilkelerini, insan hakları hukukunu, ifade özgürlüğünü ve özgürlükçü hukuksal gelenekleri umursamamak anlamına gelmektedir. Mensubu olduğumuz Bursa Barosu’nun bu tarz ilginç hukuksal fantezilere girişmiş olması, düşündürücüdür.
İlgili mevzuat çok açıktır.
”Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”(TCK md 216/1)
”Halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik eden kişi, tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.”(TCK md 217)
”Halkı, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı bir isyana tahrik eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir. İsyan gerçekleştiğinde, tahrik eden kişi hakkında yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” (TCK md 313/1)
Filhakika, çağdaş demokratik değerlere inanmasalar ve hatta hilafet teorisini iman esası saysalar dahi bazı İslâmî figürlerin şok edici yahut bazı kesimleri rahatsız edici teo-politik söylemleriyle farklı bir yol tutmaları, çağdaş dünyada din, vicdan ve ifade özgürlüğü bağlamında korunmayı hak eden düşünce açıklamalarıdır.
Önemle belirtmek gerekir ki, el-Kaide,Nusra(NC,FEC), HTŞ, DAEŞ gibi silahlı terör örgütlerinin üyesi değil, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin memuru olmak suretiyle Diyanet imamlığı yapan bir şahsın klasik İslâm siyaset teorisinde de yeri olan ve cami minberlerinde dışavurulan görüşlerinden dolayı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silâhlı isyan suçundan ”şüpheli” sayılması, hukuken izahı mümkün olmayan, politik bir sözde hukuksal ihbardır. Bu tarz ”İslâmcı-Cumhuriyetçi ideolojik mastürbasyonlar”, ”teo-politik söylem üret/sözde hukuksal müeyyide ile korkut stratejileri”, Ortadoğu’nun geri kalma süreçlerine ciddi katkılar sunmaktadır.
Bursa Barosu’nun mezkur imam hakkında yaptığı suç duyurusunu bu vesileyle kınadığımızı belirterek sözlerimizi ”Özgürlük, gelecek umududur” diyerek bitirmekle iktifa ediyoruz.
Ortadoğu’da dahi, her dünya görüşüne ve her şeye rağmen, düşüncenin, dilin, insanın özgürleşeceği, en marjinal ve en yırtıcı söylemlerin bile insan onuruna aykırı sözde hukuksal TCK maddeleriyle sınırlandırılmadığı günlerin UMUDUYLA…
Saygılarımızla.
Güler Hukuk Bürosu
Av.Onur Güler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.